Yapay zekânın hukukta kullanılması

24.07.2026
17
Yapay zekânın hukukta kullanılması

Yargılama faaliyetinin özünü teşkil eden hukuki muhakeme süreci, tarihsel gelişim içerisinde toplumsal ihtiyaçlar ve teknolojik imkânlar çerçevesinde sürekli bir değişim ve dönüşüm tecrübe etmiştir. Bilgi teknolojilerinde yaşanan niteliksel sıçrama, özellikle doğal dil işleme, makine öğrenmesi ve derin öğrenme algoritmalarının ulaştığı gelişmişlik seviyesi, hukuk disiplinini de doğrudan etkisi altına almıştır. Yapay zekâ sistemlerinin hukuk alanına dâhil olması, yalnızca içtihat taraması veya belge sınıflandırması gibi vasat idari işlemlerle sınırlı kalmamış; dava dilekçelerinin tanzimi, sözleşme analizi, hukuki risk tahmini ve hatta adli karar alma mekanizmalarına katkı sunma potansiyeline kadar geniş bir yelpazeye yayılmıştır. Bu durum, bir yandan yargılama süreçlerinin hızlandırılması ve usul ekonomisinin sağlanması bakımından devrim niteliğinde fırsatlar sunarken, diğer yandan insan hakları, adil yargılanma hakkı, yargı bağımsızlığı ve hukuki sorumluluk rejimleri açısından son derece karmaşık doktrinsel ve pratik sorunları beraberinde getirmektedir. Türk hukuk sisteminin söz konusu teknolojik gerçeklik karşısında takınacağı tavır, hem mevcut mevzuatın dogmatik sınırlarının zorlanmasını hem de yeni normatif düzenlemelerin hayata geçirilmesini zorunlu kılmaktadır.
Yapay zekânın hukuk pratiğindeki varlığı değerlendirildiğinde, konunun avukatlık mesleğinin icrasından adli yargı mercilerinin karar oluşturma süreçlerine kadar geniş bir alanda tezahür ettiği görülmektedir. Avukatlık faaliyetleri özelinde yapay zekâ, devasa hacimli hukuki metinlerin, içtihatların ve emsal kararların saniyeler içerisinde analiz edilerek somut olaya uygulanabilir nitelikte süzülmesini sağlamaktadır. Bu durum, hukuki araştırmanın derinleşmesine katkı sunmakla birlikte, vekâlet ilişkisi kapsamında avukatın özen borcunun sınırlarını da yeniden tanımlamaktadır. Türk Borçlar Kanunu m. 506 uyarınca vekil, üstlendiği iş ve hizmetleri vekâlet verenin haklı menfaatlerini gözeterek, özen ve sadakatle yürütmekle yükümlüdür. Yapay zekâ tabanlı hukuki yazılımların sunduğu yanlış, eksik veya halüsinasyon olarak adlandırılan uydurma içtihat verilerine dayanarak işlem tesis eden bir avukatın, bu davranışı nedeniyle müvekkiline karşı hukuki ve cezai sorumluluğu doğacaktır. Zira teknolojik araçların kullanımı, uygulayıcının kişisel hukuki değerlendirme ve denetim sorumluluğunu ortadan kaldırmaz. Algoritmanın hatalı önerisini süzgeçten geçirmeden yargı merciine sunan uygulayıcı, mesleki özen borcunu ihlal etmiş sayılacaktır.
Yargılama faaliyeti ve hâkimlik mesleği açısından bakıldığında ise mesele çok daha kritik bir boyuta taşınmaktadır. Tahminleyici yargı olarak adlandırılan sistemler, geçmiş yargı kararlarını ve veri setlerini işleyerek derdest bir davanın muhtemel sonucunu veya bir suç failinin yeniden suç işleme riskini oranlayabilmektedir. Ancak bu tür sistemlerin adalet mekanizmasına entegrasyonu, yargılama erkinin devredilemezliği ilkesiyle doğrudan çatışma riski barındırmaktadır. Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m. 9 uyarınca yargı yetkisi, Türk Milleti adına bağımsız ve tarafsız mahkemelerce kullanılır. Hüküm kurma yetkisi, niteliği gereği insani bir vicdani kanaate, somut olayın özelliklerini adalet ve hakkaniyet ölçülerinde değerlendirme yetisine dayanır. Yapay zekâ algoritmalarının vicdani kanaat oluşturma yeteneği bulunmadığı gibi, bu algoritmaların geçmiş verilerdeki önyargıları veya sistemsel ayrımcılıkları aynen devralarak yeniden üretme tehlikesi bulunmaktadır. Karar alma yetkisinin kısmen dahi olsa algoritmik sistemlere devredilmesi, Anayasa m. 138’de güvence altına alınan hâkimlerin görevlerinde bağımsız oldukları ve anayasaya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdani kanaatlerine göre hüküm verecekleri yönündeki temel amir hükmün ihlali sonucunu doğuracaktır.
Algoritmik karar alma süreçlerinin bir diğer karanlık noktası, literatürde kapalı kutu problemi olarak ifade edilen şeffaflık eksikliğidir. Derin öğrenme modellerinin hangi girdiden hareketle nasıl bir hukuki sonuca ulaştığının insan zihni tarafından adım adım denetlenememesi, yargılamanın aleniyeti ve kararların gerekçeli olması ilkeleriyle bağdaşmamaktadır. Anayasa m. 141/3 uyarınca bütün mahkemelerin her türlü kararları gerekçeli olarak yazılmak zorundadır. Gerekçe, tarafların kararın dayanağını anlamalarını, üst mahkemelerin denetim yapabilmesini ve kamuoyunun yargıya olan güveninin tesis edilmesini sağlayan Anayasal bir güvencedir. İçeriği ve mantıksal silsilesi tam olarak açıklanamayan bir algoritmanın ürettiği çıktıya dayanılarak kurulan bir hüküm, gerekçeli karar hakkını ve buna bağlı olarak Anayasa m. 36 ile Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi m. 6 çerçevesinde korunan adil yargılanma hakkını açıkça ihlal edecektir.
Yapay zekâ kullanımının kanuni dayanakları ve pozitif hukukumuzdaki karşılıkları incelendiğinde, doğrudan yapay zekâ adını taşıyan müstakil bir kanuni düzenlemenin henüz Türk hukukunda bulunmadığı görülmektedir. Bununla birlikte, mevcut mevzuat hükümleri ve ikincil düzenlemeler kıyas veya doğrudan uygulama yoluyla soruna ışık tutabilecek niteliktedir. Bu alandaki en somut normatif dayanaklardan biri 6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu’dur (KVKK). KVKK m. 11/1-g maddesi uyarınca ilgili kişi, işlenen verilerin münhasıran otomatik sistemler vasıtasıyla analiz edilmesi suretiyle kendisi aleyhine bir sonucun ortaya çıkmasına itiraz etme hakkına sahiptir. Bu hüküm, adli veya idari süreçlerde veri işleyen ve karar üreten yapay zekâ sistemlerine karşı bireylere tanınmış çok önemli bir kanuni zırhtır. Yapay zekâ sistemlerinin eğitilmesi aşamasında kullanılan kişisel verilerin hukuka uygun olarak elde edilmiş olması, KVKK m. 4’te sayılan genel ilkelere ve m. 5 ile m. 6’da belirtilen veri işleme şartlarına uygunluk zorunluluğu taşır. Yargı kararlarının Anonimleştirilmeden yapay zekâ veri setlerine dâhil edilmesi, kişisel verilerin korunması ve gizlilik haklarının ağır bir ihlali anlamına gelecektir.
Hukuk muhakemesi açısından 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK) hükümleri önem arz etmektedir. HMK m. 198 uyarınca hâkim, kanundaki istisnalar dışında delilleri serbestçe değerlendirir. Delillerin takdiri ve vicdani kanaatin oluşması yetkisi münhasıran hâkime ait olup, yapay zekâ çıktılarının takdiri delil niteliğinden öte bir bağlayıcılığı olamaz. Bilirkişilik müessesesini düzenleyen HMK m. 266 ve devamı hükümleri de yapay zekâ bağlamında değerlendirilmelidir. Hâkimlik mesleğinin gerektirdiği hukuki bilgi ile çözümlenmesi mümkün olan konularda bilirkişiye başvurulamayacağı kuralı karşısında, yapay zekânın doğrudan bir hukuki nitelendirme yapması veya hâkimin yerine geçerek olayı çözüme kavuşturması usul kanununa açıkça aykırıdır. Ancak karmaşık yazılım veya teknik konularda yapay zekânın bir uzman görüşü veya teknik veri kaynağı olarak dosyaya sunulması halinde, bu durum HMK m. 293 kapsamında uzman görüşü olarak değerlendirilebilir.
Sorumluluk hukuku bakımından Türk Borçlar Kanunu (TBK) hükümleri ana omurgayı oluşturmaktadır. Yapay zekâ sistemlerinin sebep olduğu zararların tazmini noktasında mevcut haksız fiil sorumluluğu (TBK m. 49) yetersiz kalabilmektedir. Zira yapay zekânın otonom hareket etme yeteneği, geleneksel kusur sorumluluğundaki kusur ve illiyet bağı unsurlarının tespitini zorlaştırmaktadır. Yapay zekâ yazılımındaki bir kodlama hatası, veri setindeki sapma veya otonom öğrenme sürecindeki öngörülemeyen bir sapma sonucunda doğan zararlardan kimin sorumlu olacağı tartışmalıdır. Bu noktada doktrinde, yapay zekâ sistemlerini işletenlerin veya üretenlerin TBK m. 71 anlamında tehlike sorumluluğu ilkesi uyarınca kusursuz sorumlu tutulması gerektiği yönünde güçlü görüşler bulunmaktadır. Ayrıca yapay zekâ bir yardımcı şahıs veya araç olarak nitelendirildiğinde, TBK m. 66 çerçevesinde adam çalıştıranın sorumluluğu veya TBK m. 116 çerçevesinde yardımcı kişilerin fiillerinden sorumluluk müesseseleri kıyasen uygulanabilir.
Ceza hukuku boyutunda ise 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun (TCK) temel ilkeleri devreye girmektedir. TCK m. 20 uyarınca ceza sorumluluğu şahsidir ve kimse başkasının fiilinden dolayı sorumlu tutulamaz. Yapay zekâ sistemlerinin hukuki kişiliği bulunmadığından, doğrudan bir ceza sorumluluğuna tabi tutulmaları mevcut ceza hukuku dogmatiği açısından imkânsızdır. Algoritmik bir sistem vasıtasıyla işlenen suçlarda (örneğin hakaret, gizliliğin ihlali, ayrımcılık veya veri ihlalleri), iradi hareketi gerçekleştiren, sistemi tasarlayan, yönlendiren veya denetim yükümlülüğünü ihlal eden gerçek kişilerin faillik veya azmettiren/yardım eden sıfatıyla TCK m. 21 (kast) veya m. 22 (taksir) hükümleri gereğince cezai sorumluluğu araştırılacaktır.
Ulusal strateji belgeleri ve idari düzenlemeler açısından bakıldığında, Cumhurbaşkanlığı Dijital Dönüşüm Ofisi ve Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı tarafından yayımlanan Ulusal Yapay Zekâ Stratejisi (2021-2025), Türkiye’nin bu alandaki vizyonunu ortaya koymaktadır. İlgili strateji belgesinde güvenilir ve insan merkezli yapay zekâ değerlerine vurgu yapılmakta, hukuki ve etik altyapının güçlendirilmesi hedeflenmektedir. Yargı reformu strateji belgelerinde de Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi’nin (UYAP) yapay zekâ imkânlarıyla donatılması öngörülmekle birlikte, bu entegrasyonun yargısal kararları veren değil, bürokratik ve usulü işlemleri kolaylaştıran bir destek mekanizması olarak tasarlanması esas alınmaktadır. Avrupa Birliği bünyesinde kabul edilen ve küresel ölçekte emsal teşkil eden Yapay Zekâ Yasası (EU AI Act) da Türk hukuku bakımından uyumlaştırma süreçlerinde dikkate alınması gereken en güncel metindir. Söz konusu düzenleme, yargı ve adalet mekanizmalarında kullanılan yapay zekâ sistemlerini yüksek riskli kategoride sınıflandırarak sıkı denetim, şeffaflık ve insan gözetimi şartlarına bağlamıştır.
Tüm bu hukuki veriler, düzenlemeler ve içtihat teorileri ışığında nihai bir değerlendirme yapmak gerekirse; yapay zekâ teknolojisi, hukuk sistemini tehdit eden nihai bir unsur olarak değil, doğru sınırlandırıldığı takdirde adalete erişimi kolaylaştıran, yargılama sürelerini makul seviyelere çeken son derece verimli bir enstrüman olarak kabul edilmelidir. Ancak bu kabulleniş, hukukun temel değerlerinden taviz verilmesi anlamına gelmemelidir. Hukuki muhakeme, yalnızca verilerin mantıksal bir simülasyonu değil; vicdan, hakkaniyet, toplumsal değerler ve insan onuru gibi algoritmalarla ifade edilemeyecek kavramların harmanlandığı bir değerlendirme sürecidir. Yapay zekânın adli mekanizmalardaki rolü mutlaka insan kontrolünde (human-in-the-loop) kalmalı, nihai karar merci her zaman insan hâkim olmalıdır.
Türk hukuk sisteminin acilen ihtiyaç duyduğu husus, yapay zekânın geliştirilmesi, piyasaya sunulması ve yargısal süreçlerde kullanılmasına ilişkin risk odaklı, insan haklarına saygılı ve Anayasal ilkelerle uyumlu özel bir kanuni altyapının (lex specialis) ihdas edilmesidir. Bu kanuni altyapı oluşturulurken, KVKK m. 11/1-g gibi mevcut koruma kalkanları güçlendirilmeli, HMK ve TCK gibi temel usul ve maddî hukuk kanunlarına yapay zekâ kullanımının sınırlarını belirleyen emredici hükümler eklenmelidir. Avukatların ve yargı mensuplarının bu sistemleri kullanırken taşıdıkları hukuki ve mesleki sorumlulukların sınırları muğlaklıktan kurtarılmalı, algoritmik şeffaflık kanuni bir zorunluluk haline getirilmelidir. Ancak bu takdirde, teknolojinin sunduğu hız ve verimlilik avantajları ile hukukun üstünlüğü ve adil yargılanma ilkeleri arasında sağlıklı bir denge kurulması mümkün olabilecektir.

YAZAR BİLGİSİ