Sosyal medya paylaşımlarının delil niteliği

Sosyal medya paylaşımlarının delil niteliği

Bilgi teknolojilerinin ve dijital iletişim kanallarının hayatın merkezine yerleşmesi, bireysel ve toplumsal ilişkilerin niteliğini köklü bir biçimde değiştirmiş, bu değişim kaçınılmaz olarak hukuki uyuşmazlıkların yapısına da yansımıştır. Günümüzde boşanma davalarından iş hukuku uyuşmazlıklarına, ceza yargılamalarından borç ilişkilerine kadar pek çok alanda sosyal medya paylaşımları, mesajlaşma uygulamaları ve dijital izler yargılamanın seyrini belirleyen ana unsurlar haline gelmiştir. İnternet aktörlerinin, sosyal ağ sağlayıcılarının ve anlık mesajlaşma platformlarının sunduğu imkânlarla üretilen veri akışı, mahkemeler önünde birer ispat aracı olarak ileri sürülmektedir. Ancak sosyal medya verilerinin hukuki uyuşmazlıklarda delil olarak kabul edilmesi, bu verilerin teknik yapısı, kolaylıkla manipüle edilebilirliği, elde ediliş biçiminin hukuka uygunluğu ve maddi gerçeği yansıtma kapasitesi bakımından çetin hukuki tartışmaları beraberinde getirmektedir. Türk hukuk sisteminde, serbest delil ilkesinin geçerli olduğu alanlar dahi dahil olmak üzere, bir verinin mahkemece hükme esas alınabilmesi için belirli usulü ve maddi unsurları taşıması zorunludur.
Dijital platformlarda gerçekleştirilen paylaşımların yargılama usulü bakımından taşıdığı değerin anlaşılabilmesi için öncelikle bu verilerin hukuki nitelendirmesinin doğru yapılması gerekmektedir. Türk özel hukuk yargılamasında ispat araçları kanunda sayılmış olup, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 199. maddesinde “belge” kavramı geniş bir çerçevede tanımlanmıştır. Anılan maddeye göre, uyuşmazlık konusu vakıaları ispata yarayacak elektronik ortamdaki veri, ses veya görüntü kaydı gibi bilgi taşıyıcıları belge niteliğindedir. Bu açık kanuni düzenleme uyarınca; Facebook, X (eski adıyla Twitter), Instagram, LinkedIn veya WhatsApp gibi platformlar üzerinden yapılan yazılı paylaşımlar, görseller, ses kayıtları, hikâyeler (story) ve durum güncellemeleri teknik ve hukuki anlamda birer “elektronik belge” kabul edilir. Ceza muhakemesinde ise ilke olarak delil serbestisi hâkimdir; 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 217. maddesi uyarınca hakim, kararını ancak duruşmaya getirilmiş ve huzurunda tartışılmış delillere dayandırabilir. Dolayısıyla gerek özel hukukta gerekse ceza hukukunda sosyal medya içerikleri ilkesel olarak ispat aracı niteliğine haizdir.
Sosyal medya paylaşımlarının delil değeri incelenirken karşılaşılan en temel hukuki engel, verinin elde ediliş usulüdür. Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 38. maddesinin altıncı fıkrasında yer alan “Kanuna aykırı olarak elde edilmiş bulgular, delil olarak kabul edilemez” şeklindeki mutlak emredici kural, Türk hukuk sisteminin temel taşlarından biridir. Bu ilkeden hareketle, Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 189. maddesinin ikinci fıkrasında hukuka aykırı olarak elde edilmiş delillerin mahkeme tarafından dikkate alınamayacağı düzenlenmiş; Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 217. maddesinin ikinci fıkrasında da yüklenen suçun, ancak hukuka uygun şekilde elde edilmiş delillerle ispat edilebileceği hüküm altına alınmıştır. Bu kapsamda bir sosyal medya paylaşımının delil niteliği kazanabilmesi için, her şeyden önce özel hayatın gizliliği, haberleşme hürriyeti ve kişisel verilerin korunması ilkelerine riayet edilerek elde edilmiş olması şarttır.
Hukuka aykırı delil değerlendirmesinde, sosyal medya hesabının gizlilik ayarları son derece kritik bir rol oynamaktadır. Bir kullanıcının herkese açık olarak paylaştığı, herhangi bir kısıtlama koymaksızın kamunun erişimine sunduğu gönderiler, ilgilinin rızası dahilinde alenileşmiş sayılır. Bu tür herkese açık paylaşımların ekran görüntüsünün (screenshot) alınması veya noter aracılığıyla tespit ettirilmesi durumunda, özel hayatın gizliliğinin ihlal edildiğinden bahsedilemez. Yargıtay’ın kararlılık kazanan içtihatlarına göre, herkese açık bir profilde yer alan içerikler hukuka uygun şekilde elde edilmiş delil niteliğindedir ve yargılamada kullanılabilir. Ancak, gizli veya sadece belirli arkadaş çevresine açık olan hesaplara hukuka aykırı yöntemlerle erişilmesi durumunda tablo tamamen değişmektedir. Sahte (fake) profil oluşturarak yetkisiz erişim sağlamak, kişinin hesabını ele geçirmek (hacklemek), casus yazılımlar kullanmak veya hesaba erişimi olan üçüncü kişileri baskı yahut hile ile aracı kılmak suretiyle elde edilen ekran görüntüleri hukuka aykırıdır. Bu tür yöntemlerle elde edilen sosyal medya verileri yalnızca yargılamada delil olarak kullanılamamakla kalmaz, aynı zamanda Türk Ceza Kanunu’nun 132. maddesinde düzenlenen haberleşmenin gizliliğini ihlal, 134. maddesinde düzenlenen özel hayatın gizliliğini ihlal ve 243. maddesinde düzenlenen bilişim sistemine hukuka aykırı girme suçlarını oluşturur.
Yargıtay içtihatlarında hukuka aykırı elde edilen deliller bakımından istisnai durumlar da tartışılmıştır. Özellikle aile hukuku uyuşmazlıklarında, evlilik birliğinin temelinden sarsılması ve sadakat yükümlülüğünün ihlali iddialarında, eşlerden birinin diğerinin sosyal medya paylaşımlarını veya mesajlarını sunması sıkça karşılaşılan bir durumdur. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ve 2. Hukuk Dairesi’nin müstakar kararlarında vurgulandığı üzere, eşlerin birlikte yaşadığı mekânda tesadüfen görülen, kilitlenmemiş bir ekranda açık duran veya ortak kullanılan bir bilgisayarda kaydetme amacı güdülmeksizin ortada bırakılan sosyal medya paylaşımlarının tespiti hukuka aykırı delil olarak değerlendirilmemektedir. Zira burada hileli bir davranış veya planlı bir takip bulunmamakta, ani gelişen bir durum neticesinde delil ikamesi söz konusu olmaktadır. Buna karşılık, eşin telefonuna gizlice takip yazılımı yükleyerek, sosyal medya şifrelerini gizlice kırarak veya eş adına sahte hesap açarak sadakat yükümlülüğüne aykırı davranışları tespit etmeye çalışmak hukuka aykırıdır ve bu yolla elde edilen paylaşımlar hükme esas alınamaz. Aynı ilkeler iş hukuku uyuşmazlıklarında da geçerlidir; işverenin, işçinin kapalı grup veya kişisel mesajlaşmalarına yetkisiz erişim sağlayarak iş sözleşmesini feshetmesi durumunda, söz konusu sosyal medya verileri hukuka aykırı delil sayılacak ve feshin geçersizliği sonucunu doğuracaktır.
Sosyal medya paylaşımlarının hukuka uygun olarak elde edilmesinin ardından çözülmesi gereken ikinci büyük mesele, bu verilerin teknik güvenilirliği ve ispat gücüdür. Dijital veriler yapısı gereği son derece esnek, kolay değiştirilebilir ve manipüle edilebilir niteliktedir. Basit bir görsel düzenleme yazılımı (Photoshop vb.) ile veya tarayıcıların ögeyi denetle (inspect element) özellikleri kullanılarak, bir sosyal medya platformunda hiç yapılmamış bir paylaşım veya gönderilmemiş bir mesaj yapılmış gibi gösterilebilir. Bu nedenle, mahkemeye sunulan basit bir ekran görüntüsü (screenshot) veya çıktı, tek başına “kesin delil” niteliği taşımaz. Ekran görüntüleri, belgenin varlığına dair bir karine oluştursa da, karşı tarafın içeriğin varlığına, tarihine veya aidiyetine itiraz etmesi halinde asıl verinin doğrulanması gerekir.
Bir sosyal medya paylaşımının teknik olarak doğrulanabilmesi ve mahkeme nezdinde şüpheden uzak bir delil değerine ulaşabilmesi için çeşitli hukuki ve teknik imkânlar bulunmaktadır. Bunların başında Türkiye Noterler Birliği’nin sunduğu e-tespit hizmeti gelmektedir. Noter aracılığıyla paylaşılan içeriğin URL adresi, tarihi, saati ve görsel boyutu kayıt altına alındığında, söz konusu içeriğin silinmesi veya değiştirilmesi halinde dahi tespit anındaki mevcudiyeti resmi bir belgeyle doğrulanmış olur. Noter tespiti bulunmayan durumlarda ise mahkemece adli bilişim uzmanı (bilirkişi) vasıtasıyla inceleme yaptırılması zorunludur. Bilirkişi; paylaşımın yapıldığı cihaz (cep telefonu, bilgisayar vb.) üzerinde imaj alma (forensic image) yöntemleriyle inceleme yapabilir, cihazın hafızasında yer alan log kayıtlarını, çerezleri (cookies) ve veri tabanı artıklarını analiz ederek paylaşımın gerçekliğini tespit edebilir.
Sosyal medya paylaşımlarının ispat gücü noktasında tıkandığı en önemli hususlardan biri de “aidiyet” sorunudur. Bir paylaşımın veya mesajın belirli bir sosyal medya hesabından yapılmış olması, o paylaşımın mutlak olarak o hesabın sahibinin elinden çıktığını göstermez. İlgili kişi, hesabının çalındığını, açık unutulan bir oturumdan yararlanılarak üçüncü bir kişi tarafından paylaşım yapıldığını veya hesabın klonlandığını ileri sürebilir. Ceza yargılamasında şüpheden sanık yararlanır ilkesi gereğince, sadece ekran görüntüsüne dayanarak mahkûmiyet kararı verilemez. Suç teşkil eden bir sosyal medya paylaşımında faile ulaşılabilmesi için IP (Internet Protocol) adresi, HTS (trafik bilgisi) kayıtları ve port numaralarının eşleştirilmesi gereklidir. Ancak burada da uluslararası hukuktan doğan pratik engeller ortaya çıkmaktadır. Dünya çapında hizmet veren Meta (Facebook, Instagram, WhatsApp), X veya Google gibi platformların merkezleri çoğunlukla Amerika Birleşik Devletleri’nde yer almaktadır. Bu şirketler, ABD mevzuatı uyarınca, belirli ağır suçlar (terör, çocuk istismarı, hayata karşı ağır suçlar) dışında, hakaret, tehdit, şantaj gibi suçlarda idari veya adli mercilerin IP adresi taleplerine olumsuz yanıt vermekte veya yanıt vermemektedir. IP adresine ulaşılamadığı ve sanığın paylaşımı kabullenmediği durumlarda, sırf hesabın sanık adına açılmış olmasına dayanılarak ceza verilemeyeceği yönünde Yargıtay Ceza Dairelerinin yerleşik kararları mevcuttur.
Özel hukuk boyutuyla meseleye yaklaşıldığında, 6100 sayılı Kanun’un 202. maddesinde düzenlenen “delil başlangıcı” kurumu büyük önem taşır. Senede karşı senetle ispat zorunluluğunun bulunduğu hallerde, sosyal medya yazışmaları veya paylaşımları, uyuşmazlık konusu hukuki işlemin tamamen veya kısmen gerçekleştiğine delalet eden ve aleyhine ileri sürülen tarafça verilmiş veya yazılmış izlenimini uyandıran bir belge olarak delil başlangıcı sayılabilir. Bu durumda, tanık dinletilmesi imkânı doğar ve sosyal medya verisi, tanık beyanları veya sair takdiri delillerle desteklenerek maddi gerçeğin ortaya çıkarılmasına hizmet eder. Dolayısıyla özel hukukta bir sosyal medya paylaşımı tek başına senet hükmünde olmasa bile, iddianın ispatı için somut bir başlangıç oluşturur.
Kanuni dayanaklar açısından konu bütünsel olarak değerlendirildiğinde; Anayasa’nın 20. maddesinde düzenlenen özel hayatın gizliliği ve korunması, 22. maddesindeki haberleşme hürriyeti, 38/6. maddesindeki hukuka aykırı delil yasağı sistemin Anayasal çerçevesini çizer. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 189, 199, 202 ve 218. maddeleri özel hukuk uyuşmazlıklarında elektronik belgelerin sunulması, geçerliliği ve değerlendirilmesi usulünü belirler. 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 134. maddesi dijital materyallerde arama, el koyma ve inceleme usulünü düzenlerken, 217. maddesi ceza yargılamasında delillerin hukuka uygunluğunun sınırlarını çizer. Türk Ceza Kanunu’nun 132 ilâ 136. maddeleri ile 243 ve 244. maddeleri ise delil toplama sürecinde aşılabilecek sınırların cezai yaptırımlarını belirleyerek, bireylerin dijital kişisel alanlarını koruma altına alır. Ayrıca 6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu uyarınca, açık rıza olmaksızın sosyal medya üzerindeki kişisel verilerin işlenmesi ve mahkemelere sunulması da belirli durumlarda veri ihlali tartışmalarını tetiklemektedir.
Tüm bu hukuki ve teknik veriler ışığında bir sonuca varmak gerekirse; sosyal medya paylaşımları günümüz yargılamalarında kaçınılmaz ve son derece etkili birer ispat aracıdır. Ancak bu paylaşımların hukuki bir delil niteliği kazanması ve mahkemelerce hükme esas alınması kesinlikle otomatik bir süreç değildir. Bir sosyal medya içeriğinin delil değeri, üç kademeli bir süzgeçten geçirilerek tayin edilir: İlk olarak, verinin elde ediliş biçiminin hukuka ve Anayasal haklara uygun olması; ikinci olarak, teknik açıdan manipülasyona uğramadığının, bütünlüğünün korunduğunun ve ilgili kişiye (faile/tarafa) aidiyetinin şüpheden uzak bir şekilde ispatlanması; üçüncü olarak ise dava konusu vakıa ile doğrudan ve mantıksal bir bağ kurabilmesidir. Yargı organları, dijital dünyadaki bu hızlı dönüşüm karşısında ne sosyal medya verilerini tamamen reddeden muhafazakâr bir tutum sergilemeli ne de teknik doğrulamadan yoksun ekran görüntülerini körü körüne kararlarına esas almalıdır. Maddi gerçeğe ulaşma hedefi ile temel hak ve hürriyetlerin korunması arasındaki hassas denge, ancak sosyal medya paylaşımlarının adli bilişim ilkeleri ve hukuka uygunluk denetimi çerçevesinde titizlikle incelenmesiyle korunabilir.


YAZAR BİLGİSİ