Kripto varlıkların haczi ve miras hukuku

Teknolojik gelişmelerin ve dijitalleşmenin iktisadi hayatın merkezine yerleşmesi, klasik hukuk kavramlarının yeniden yorumlanmasını ve genişletilmesini zorunlu kılmıştır. Bu dönüşümün en somut ve karmaşık tezahürlerinden biri hiç şüphesiz blokzincir teknolojisi üzerinde yükselen kripto varlıklardır. Mülkiyet, cebri icra ve miras hukuku gibi geleneksel doktrinlerin temelini oluşturan maddi varlık anlayışı, gayrimaddi ve merkeziyetsiz bir yapıya sahip olan kripto varlıklar karşısında ciddi bir sınav vermektedir. Türk hukuk sisteminde kripto varlıkların hukuki niteliği, icra takibine konu edilerek haczedilmesi ve borçlunun veya murisin ölümü halinde terekene dahil edilerek mirasçılara intikali meseleleri hem teorik doktrinde hem de tatbikatta ateşli tartışmalara yol açmaktadır. Bu çalışmada, Türk mevzuatı ve içtihatları ışığında kripto varlıkların haczi ve miras hukukundaki yeri; hukuki nitelendirme, cebri icra prosedürleri, dijital tereke kavramı ve kanuni dayanaklar çerçevesinde bütüncül bir yaklaşımla ele alınacaktır.
Kripto varlıkların hukuki rejimini belirlemeden önce, bu kavramın Türk hukukundaki tanımı ve iktisadi niteliği üzerinde durmak icap eder. Kripto varlıklar, dağıtık defter teknolojisi veya benzer bir teknoloji kullanılarak elektronik olarak oluşturulup saklanabilen, dijital ağlar üzerinden intikali sağlanan ve değer veya hak ifade edebilen gayrimaddi varlıklardır. Nitekim 2 Temmuz 2024 tarihli ve 32590 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 7518 sayılı Sermaye Piyasası Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun ile 6362 sayılı Sermaye Piyasası Kanununa eklenen tanımlar, kripto varlıkların Türk mevzuatındaki ilk doğrudan ve açık yasal çerçevesini oluşturmuştur. Bu düzenleme uyarınca kripto varlık, dağıtık defter teknolojisi veya benzer bir teknoloji kullanılarak elektronik olarak oluşturulup saklanabilen, dijital ağlar üzerinden intikali sağlanan ve değer veya hak ifade edebilen gayrimaddi varlıklar şeklinde tanımlanmıştır. Ancak söz konusu yasal düzenleme ağırlıklı olarak kripto varlık hizmet sağlayıcılarının kurulması, faaliyete geçmesi ve denetlenmesi ile piyasa bozucu eylemlerin önlenmesine odaklanmış olup; cebri icra ve miras hukukuna ilişkin özel muhafaza veya tedbir hükümlerine detaylıca yer vermemiştir. Bu durum, genel hükümlerin kripto varlıklara uyarlanması mecburiyetini doğurmaktadır.
Türk Medeni Kanunu’nun 683. ve devamı maddelerinde düzenlenen mülkiyet hakkı, kural olarak cismani varlığı olan eşyalar üzerinde kurulabilir. Kripto varlıklar fiziksel bir varlığa sahip olmadıklarından, klasik anlamda “eşya” niteliği taşımayıp gayrimaddi malvarlığı değeri olarak kabul edilmektedir. İcra ve İflas Kanunu’nun 85. maddesi uyarınca, borçlunun kendi zatına tabi veya ailesine lüzumlu eşya dışında kalan, parasal değeri olan tüm mal, hak ve alacakları haczedilebilir. Dolayısıyla bir varlığın eşya niteliğine haiz olmaması, onun haczedilmesine engel teşkil etmez. Kripto varlıklar, pazarlanabilir, ekonomik karşılığı olan, nakde çevrilebilen ve devredilebilen haklar niteliğinde olduğundan, borçlunun malvarlığının aktifi içerisinde yer alır ve cebri icra takibine konu edilebilir.
Kripto varlıkların haczi sürecinde karşılaşılan temel hukuki ve fiili mesele, bu varlıkların saklanma yöntemlerinden kaynaklanmaktadır. Kripto varlıklar ya merkezi kote borsalar (kripto varlık hizmet sağlayıcıları) nezdinde ya da kişisel soğuk/sıcak cüzdanlarda (soğuk cüzdan, donanım cüzdanı, özel anahtar saklama yöntemleri) muhafaza edilmektedir. Haciz prosedürü, varlığın nerede saklandığına göre farklı hukuki mekanizmalara tabidir.
Kripto varlığın Türkiye’de yerleşik ve Sermaye Piyasası Kurulu düzenlemelerine tabi bir kripto varlık hizmet sağlayıcısı nezdinde bulunması durumunda haciz işlemi, İcra ve İflas Kanunu’nun 89. maddesinde düzenlenen “üçüncü şahıslardaki alacakların haczi” hükümleri uyarınca icra olunur. İcra dairesi tarafından ilgili borsaya birinci haciz ihbarnamesi gönderilerek, borçlunun nezdindeki kripto varlıklarının ve varsa Türk Lirası bakiyesinin haczedildiği bildirilir. 7518 sayılı Kanun ile Sermaye Piyasası Kanununa eklenen geçici maddeler ve ilgili düzenlemeler uyarınca, Türkiye’de faaliyet gösteren platformlar Türk yargı ve icra makamlarının kararlarını uygulamakla mükelleftir. Borsa, haciz ihbarnamesini tebellüğ ettiği andan itibaren borçlunun hesabındaki transfer ve çekim yetkilerini kısıtlamak, mevcut varlıkları dondurmak ve durumu icra dairesine bildirmek zorundadır. Borsadaki kripto varlıkların paraya çevrilmesi safhasında ise volatilitenin (fiyat dalgalanmalarının) yüksek olması sebebiyle, varlığın Türk Lirasına çevrilerek icra dosyası hesabına aktarılması talebi gündeme gelebilir. İcra müdürü, borçlu ve alacaklının menfaatler dengesini gözeterek, İcra ve İflas Kanunu’nun satılma usullerine ilişkin hükümleri kıyasen uygulamak suretiyle, varlığın borsadaki cari kur üzerinden nakde dönüştürülmesine karar verebilir.
Buna karşın, kripto varlıkların borçlunun şahsi kontrolündeki harici cüzdanlarda (soğuk cüzdan) tutulması durumunda haczi son derece karmaşık bir hal almaktadır. Blokzincir ekosisteminin doğası gereği, özel anahtara (private key) veya tohum ifadelere (seed phrases) sahip olmayan hiç kimse, idari veya yargısal bir emir olsa dahi ilgili cüzdandaki varlıkları transfer edemez. Bu durumda İcra ve İflas Kanunu’nun 80. ve 88. maddeleri çerçevesinde borçlunun üstünde veya ikametgahında yapılan haciz marifetiyle fiziksel donanım cüzdanlarına (Ledger, Trezor vb.) el konulması mümkündür. Ancak donanım cüzdanının fiziken zapt edilmesi, şifrelerin veya özel anahtarların borçlu tarafından re’sen ibraz edilmemesi halinde varlığa erişim sağlamaz. Anayasa’nın 38. maddesinde düzenlenen “hiç kimse kendisini veya kanunda gösterilen yakınlarını suçlayan bir beyanda bulunmaya veya bu yolda delil göstermeye zorlanamaz” ilkesi ile icra hukukundaki borçlunun mal beyanında bulunma (İİK m. 74 ve m. 337) yükümlülüğü arasındaki hassas denge bu noktada devreye girmektedir. Borçlunun mal beyanında kripto varlıklarını gizlemesi icra ceza hükümleri kapsamında yaptırıma tabi tutulabilse de, teknik imkansızlıklar nedeniyle cebri icra kanalıyla şifrelerin zorla alınması mümkün olmamaktadır.
Miras hukuku boyutuna bakıldığında ise mesele “dijital tereke” (terekenin dijitalleşmesi) kavramı etrafında şekillenmektedir. Türk Medeni Kanunu’nun 599. maddesi gereğince, mirasçılar murisin ölümüyle mirası bir bütün olarak, kanun gereğince kazanırlar. Bu ilke “külli halefiyet” olarak adlandırılır. Mirasçılar murisin ayni haklarını, alacaklarını, diğer malvarlığı haklarını doğrudan doğruya kazanırlar. Kripto varlıklar da devredilebilir ve ekonomik değeri olan birer gayrimaddi malvarlığı unsuru olduklarından, şüphesiz terekenin aktifinde (müspet malvarlığında) yer alırlar.
Türk yargı uygulamasında dijital tereke kavramı yakın zamana kadar tartışmalı olmakla birlikte, emsal kararlarla belirginleşmeye başlamıştır. Nitekim Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesi’nin 2020 yılında verdiği emsal niteliğindeki kararda (E. 2020/1149, K. 2020/906), murisin e-posta hesapları, dijital cüzdanları ve sosyal medya hesapları dahil olmak üzere ekonomik değere sahip tüm dijital varlıklarının terekeye dahil edilmesi gerektiği, dijital varlıkların da tıpkı maddi varlıklar gibi miras hukukunun konusunu oluşturduğu açıkça vurgulanmıştır. Bu içtihat, kripto varlıkların miras yoluyla devrinde nirengi noktası teşkil etmektedir.
Mirasçıların kripto varlıklar üzerindeki haklarını ileri sürebilmeleri için öncelikle bu varlıkların tespit edilmesi gerekmektedir. Türk Medeni Kanunu’nun 590. ve devamı maddeleri uyarınca sulh hakiminden “terekenin tespiti” talep edilebilir. Mirasçılar, murisin kripto varlıklarının bulunduğunu düşündükleri yerli borsalara müzekkere yazılması suretiyle hesap bakiyelerinin tespitini ve dondurulmasını isteyebilirler. Yerli platformlar, mirasçılık belgesi (veraset ilamı) sunulduğu takdirde murise ait hesaptaki varlıkları yasal mirasçılara intikal ettirmekle, payları oranında devretmekle veya nakde çevirerek ödemekle yükümlüdür.
Ancak soğuk cüzdanlarda muhafaza edilen kripto varlıkların mirasa konu edilmesi sürecinde telafisi imkansız teknik engeller ortaya çıkabilmektedir. Muris, hayatta iken özel anahtarını veya tohum ifadelerini bir vasiyetname (TMK m. 531 vd.), miras sözleşmesi veya güvenli bir yöntemle mirasçılarına bırakmamışsa, söz konusu varlıklar blokzincir üzerinde ebediyen erişilemez hale gelir. Hukuken mirasçılara geçmiş olan mülkiyet hakkı, teknik erişim imkansızlığı sebebiyle fiilen kullanılamaz duruma düşer. Bu durum doktrinde “hukuki mülkiyet ile teknik tasarruf yetkisinin ayrışması” olarak nitelendirilmektedir.
Mirasın reddi (TMK m. 605) açısından da kripto varlıklar büyük risk taşımaktadır. Murisin kontrol edilemeyen veya değeri anlık olarak değişen yüksek hacimli kripto varlık borçları ya da kaldırıcı dayalı türev işlemleri bulunması halinde, mirasçıların terekenin borca batık olup olmadığını tespit etmesi güçleşmektedir. Mirasçılar, Türk Medeni Kanunu’nun 619. maddesi uyarınca terekenin resmi defterinin tutulmasını (resmi tasfiye) talep ederek riskleri minimize edebilirler.
Kripto varlıkların intikali vergi hukuku bakımından da yükümlülükler doğurmaktadır. 7338 sayılı Veraset ve İntikal Vergisi Kanunu’nun 1. maddesi uyarınca, Türkiye Cumhuriyeti uyruğunda bulunan şahıslara ait mallar ile Türkiye’de bulunan malların veraset yoluyla veya herhangi bir suretle ivazsız bir şekilde bir şahıstan diğer şahsa intikali veraset ve intikal vergisine tabidir. Mirasçılar, iktisap ettikleri kripto varlıkların intikal tarihindeki rayiç değerini veya borsa rayicini esas alarak veraset ve intikal vergisi beyannamesi vermek zorundadır.
Gerek cebri icra gerekse miras hukuku uygulamasında kanuni dayanaklar incelendiğinde; Türk Medeni Kanunu’nun 599, 590, 605, 683, 762 ve devamı maddeleri, İcra ve İflas Kanunu’nun 74, 80, 85, 88, 89 ve 337. maddeleri ile 6362 sayılı Sermaye Piyasası Kanunu’nun 7518 sayılı Kanun ile değişik hükümleri asli hukuki zemini oluşturmaktadır. Özel bir “Kripto Varlıklar Kanunu” veya İcra ve İflas Kanunu bünyesinde özel bir “dijital varlık haczi” bölümü henüz bulunmadığı için, mevcut mevzuatın süzgecinden geçirilen genel hükümler anahtar rol oynamaktadır.
Sonuç olarak; kripto varlıklar, anonimlik, merkeziyetsizlik ve sınır aşan nitelikleri sebebiyle Türk hukukunda hem icra hem de miras hukuku bakımından özgün bir kategori arz etmektedir. Gayrimaddi malvarlığı değeri nitelikleri gereği, kamu düzeni ve cebri icra organlarının yetki alanına girmekte, borçlunun malvarlığı kapsamında haczedilebilmekte ve murisin terekesine dahil olarak mirasçılara intikal edebilmektedir. Türkiye’de faaliyette bulunan merkezi borsalar nezdindeki işlemler bakımından İİK m. 89 uyarınca haciz tesisi ve TMK m. 590 uyarınca tereke tespiti sorunsuz sayılabilecek bir hukuki zeminde yürütülebilmektedir. Buna karşın, soğuk cüzdanlarda ve merkeziyetsiz finans (DeFi) protokollerinde saklanan varlıklar bakımından hukuki kurallar ile teknolojik gerçeklikler çatışmaktadır. Yasal düzenlemelerin icra, iflas ve miras süreçlerini kapsayacak şekilde daha spesifik ve teknik ayrıntıları içerecek formatta geliştirilmesi, adli makamların dijital varlık cüzdanlarına erişimi ve yönetimi hususunda “kayyumluk” veya “dijital yedieminlik” gibi kurumların ihdas edilmesi, uygulamadaki aksaklıkları ortadan kaldıracaktır. Mevcut durumda ise uygulayıcıların ve hak sahiplerinin, teknolojik altyapının sunduğu imkanlar ile genel hukuk prensiplerini harmonize ederek hareket etmeleri kanuni bir zorunluluktur.

