Çocuk Teslimi İlamlarının İcrası

23.07.2026
12
Çocuk Teslimi İlamlarının İcrası

Türk aile hukukunda çocuk teslimi ve çocukla kişisel ilişki kurulmasına dair ilamların icrası, velayet hakkının ve çocuk haklarının kesişim noktasında yer alan son derece hassas bir konudur. Tarihsel süreçte bu ilamların yerine getirilmesi, kamu vicdanını yaralayan ve çocuğun ruhsal bütünlüğünü zedeleyen bir usul çerçevesinde yürütülmüştür. Çocuğun bir borç konusu veya borçlunun malı gibi cebri icra organları aracılığıyla teslim alınması, uluslararası sözleşmelerin ve çağdaş hukuk ilkelerinin ruhuna açıkça aykırılık teşkil etmekteydi. Günümüz Türk hukukunda ise bu geleneksel anlayış tamamen terk edilerek çocuğun üstün yararı ilkesi merkeze alınmış, icra sisteminden tamamen çıkarılan süreç koruyucu, destekleyici ve pedagojik bir yapıya kavuşturulmuştur.
Söz konusu köklü dönüşüm, 7343 sayılı Kanun ile yapılan düzenlemelerin Çocuk Koruma Kanunu bünyesine aktarılmasıyla somutlaşmıştır. Mülga İcra ve İflas Kanunku hükümleri uyarınca icra dairelerince ve icra memurları vasıtasıyla yürütülen çocuk teslimi işlemleri, artık Adalet Bakanlığı bünyesindeki Adli Destek ve Mağdur Hizmetleri Müdürlükleri tarafından icra edilmektedir. Anayasa’nın 41. maddesinde güvence altına alınan ailenin korunması ve çocuk hakları ilkesi ile Birleşmiş Milletler Çocuk Haklarına Dair Sözleşme’nin 3. maddesinde yer alan çocuğun yüksek yararı ilkesi, yeni yasal düzenlemenin temel felsefesini oluşturmaktadır. Kanuni dayanaklar çerçevesinde, çocuk teslimine veya çocukla kişisel ilişki kurulmasına dair ilam veya tedbir kararları, tamamen harçtan ve masraftan muaf tutularak, valilikler ve belediyelerce özel olarak tasarlanan çocuk teslim merkezlerinde yerine getirilmektedir.
Bu yeni hukuki rejimde, teslim sürecinin her aşamasında psikolog, pedagog, sosyal çalışmacı gibi adli destek uzmanlarının yer alması zorunlu kılınmıştır. İlamın gereklerini rızasıyla yerine getirmeyen yükümlüye öncelikle uzmanlar aracılığıyla iletişim kurulmakta, çocuğun örselenmesini önleyecek yapıcı ve ikna edici yöntemler denenmektedir. Kolluk kuvvetlerinin sürece dâhil olması veya zor kullanma halleri ise ancak son çare olarak ve çocuğun bedensel ile ruhsal gelişimine zarar vermeyecek kesin sınırlar içinde değerlendirilmektedir. Yargıtay ve Anayasa Mahkesi kararlarında da sıklıkla vurgulandığı üzere, kişisel ilişki kurulması sadece velayet hakkına sahip olmayan ebeveynin değil, aynı zamanda çocuğun da en temel hakkıdır. Dolayısıyla, çocuk teslimine muhalefet edilmesi durumunda uygulanacak yaptırımlar da Çocuk Koruma Kanunu kapsamında yeniden düzenlenmiş; ilamın gereklerine uymayan borçlu hakkında disiplin hapsi veya tazyik hapsi gibi caydırıcı hukuki yaptırımlar öngörülmüştür. Bu durum, yargı kararlarının bağlayıcılığını sağlarken çocuğun üstün yararını koruma dengesini de titizlikle gözetmektedir.
Sonuç olarak, Türk hukukunda çocuk teslimi ilamlarının icrası alanında gerçekleşen reform, çocuk hakları odaklı bir paradigma değişimini simgelemektedir. Çocukların icra memurları ve haciz marifetiyle ebeveynlerinden koparıldığı travmatik dönem geride bırakılmış, bunun yerine adli destek uzmanlarının rehberliğinde hümanist ve pedagojik bir usul inşa edilmiştir. Mevzuatın sunduğu bu çağdaş çerçevenin uygulamadaki aksaklıklardan arındırılarak etkin bir şekilde işletilmesi, hem yargı kararlarının otoritesini koruyacak hem de Türk aile yapısının ve geleceğimizin teminatı olan çocukların psikolojik ve sosyal esenliğini güvence altına alacaktır.


YAZAR BİLGİSİ