Taşınır Teslimi İlamlarının İcrası

23.07.2026
20
Taşınır Teslimi İlamlarının İcrası

Türk medeni usul ve icra iflas hukukunda, mahkemeler tarafından verilen kararların cebrî icra organları aracılığıyla hayata geçirilmesi, hak arama hürriyetinin ve adil yargılanma hakkının tamamlayıcı bir unsurunu oluşturur. İlamlı icra takibinin özel bir türünü teşkil eden taşınır teslimi ilamlarının icrası, alacaklının mülkiyet veya zilyetlik hakkına dayalı olarak bir taşınır malın kendisine verilmesini sağlamayı amaçlar. Bu takip türünde asıl olan, ilamda gösterilen taşınır malın aynen teslim edilmesidir. Ancak uygulamada taşınır malın yıpranması, kaybolması, telef olması veya borçlu elinde bulunmaması gibi durumlarla sıklıkla karşılaşılmaktadır. Bu bakımdan taşınır teslimi ilamlarının icrası, hem alacaklının aynen ifaya ilişkin hakkını koruyan hem de eşyanın bulunamaması halinde parasal karşılığının tahsiline imkân tanıyan ikili bir hukuki rejim üzerine inşa edilmiştir.
Taşınır teslimine ilişkin ilamların cebrî icrasının temel yasal dayanağını 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun 24. maddesi oluşturmaktadır. Anılan madde, bir taşınırın teslimine dair ilam icra dairesine verildiğinde icra müdürünün borçluya bir icra emri tebliğ edeceğini düzenler. Bunun yanı sıra, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun ilamların kesinleşmesi ve eda hükümlerine ilişkin genel ilkeleri de bu sürecin hukuki çerçevesini çizer. Yargıtay’ın müstakar içtihatlarında da vurgulandığı üzere, icra dairesi ilamın hüküm fıkrası ile bağlı olup, ilamı değiştirecek veya genişletecek şekilde yorum yapamaz. İlamın aynen infazı ilkesi uyarınca, takip konusu yapılan taşınır mal ilamda nasıl belirtilmişse borçludan öncelikle o şekilde talep edilmek zorundadır.
Sürecin işleyişi ve değerlendirilmesi kapsamında, icra müdürü tarafından borçluya gönderilen icra emrinde, ilam konusu taşınırın yedi gün içinde teslim edilmesi istenmektedir. Borçlu bu süre içinde taşınır malı rızasıyla teslim etmezse, icra müdürü taşınır malı nerede bulursa bulsun zilyetliğinden alıp alacaklıya teslim eder. Borçlunun veya malı elinde bulunduran kişilerin direnç göstermesi halinde, kolluk kuvvetlerinden yardım alınarak zor kullanılması hukuken mümkündür. Taşınır mal borçlunun zilyetliğinde bulunup üçüncü bir kişiye devredilmişse veya üçüncü kişinin elinde tespit edilirse, İcra ve İflas Kanunu’nun 24. maddesinin son fıkrası gereğince, üçüncü kişinin bu mal üzerindeki mülkiyet veya iyiniyetli zilyetlik iddiaları genel hükümler çerçevesinde ve hak sahipliği ilkesi gözetilerek değerlendirilmektedir.
Taşınır teslimi ilamlarının icrasında karşılaşılan en önemli hukuki mesele, ilam konusu taşınır malın borçlunun elinde bulunamaması, gizlenmesi veya yok olması durumunda ortaya çıkar. Kanun koyucu bu ihtimali öngörerek İcra ve İflas Kanunu’nun 24. maddesinin ikinci ve üçüncü fıkralarında ikame bir çözüm mekanizması öngörmüştür. Buna göre, ilam konusu taşınır borçlunun elinde bulunmazsa, ilamda malın değeri belirtilmişse bu değer; belirtilmemişse icra müdürü tarafından borsa, ticaret odası veya ehil bilirkişiler marifetiyle taşınırın fiilen el konulacağı andaki rayiç değeri tespit edilir. Borçludan ilam konusu taşınır yerine bu rayiç değer, ayrıca yeni bir mahkeme hükmüne gerek kalmaksızın haciz yoluyla tahsil olunur. Yargıtay içtihatlarında, rayiç değerin belirlenmesinde takibin başladığı tarihten ziyade fiili imkânsızlığın tespiti ile haciz aşamasındaki güncel piyasa değerinin esas alınması gerektiği kabul edilmektedir. Bu yaklaşım, alacaklının enflasyon veya piyasa koşulları nedeniyle zarara uğramasının önüne geçilmesini ve mülkiyet hakkının tam olarak korunmasını sağlamaktadır.
Sonuç olarak, taşınır teslimi ilamlarının icrası, Türk icra hukukunda aynen ifa ilkesi ile alacaklının mağduriyetini önlemeyi amaçlayan ikame tazminat mekanizmasını dengeli bir şekilde bir arada sunmaktadır. İcra ve İflas Kanunu’nun 24. maddesi uyarınca yürütülen bu usulde, öncelikli hedef malın aynen alacaklıya kazandırılması olmakla birlikte, bunun imkânsızlaştığı hallerde malın güncel rayiç değerinin haciz yoluyla tahsili, mahkeme kararlarının sonuçsuz kalmasını engellemekte ve adalet mekanizmasının etkinliğini pekiştirmektedir. Yargıtay’ın yerleşik kararları doğrultusunda şekillenen bu hukuki süreç, ilamların aynen infazı kuralına sadık kalırken, somut olayın gereklerine göre esnek ve alacaklıyı koruyucu çözümler üreterek cebrî icra hukukunun temel gayesine hizmet etmektedir.


YAZAR BİLGİSİ