Dava ve Tahsil Sürecinde Alacakların Değer Kaybetmesi Sorunu

Özellikle enflasyonun yüksek olduğu dönemlerde, yıllarca devam eden davalar veya icra süreçleri sonucunda para alacakları, kararın kesinleştiği veya tahsil edildiği tarihte gerçek ekonomik değerini büyük ölçüde kaybetmektedir. Bu durum, davayı kazanan tarafın ve alacaklının fiilen zarar görmesine, davayı kaybeden tarafın ise gecikmeden dolaylı olarak avantaj sağlamasına neden olabilmektedir.

Anayasa Mahkemesi, bu sorunun yalnızca usul hukuku meselesi olmadığını; aynı zamanda mülkiyet hakkı, adil yargılanma hakkı ve mahkemeye erişim hakkı kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini ortaya koyan önemli kararlar vermiştir. Yargıtay’ın kimi Daireleri ise konuyu aşkın (munzam) zarar kapsamında değerlendirebilmektedir.

Sorunun Kaynağı

Bir alacak davası uzun sürdüğü düşünüldüğünde, dava açıldığı tarihteki paranın – alacağın satın alma gücü ile karar tarihindeki satın alma gücü arasında çok ciddi fark oluşabilmektedir.

Aynı şekilde icra takipleri neticesinde alacaklının tahsil ettiği alacaklar takibim başladığı tarihteki satın alma gücü değerine göre çok küçük kalabilmektedir.

Benzer şekilde; işçilik alacakları, kamulaştırmasız el atma bedelleri, tazminatlar, ticari alacaklar, kira alacakları, eser sözleşmesinden kaynaklanan bedeller, uzun yargılama sürecinden doğrudan etkilenmektedir.

Faiz işletilmesi her zaman bu kaybı karşılamamaktadır. Özellikle kanuni faiz oranlarının enflasyonun altında kaldığı dönemlerde, alacaklı önemli ölçüde ekonomik kayba uğramaktadır.

Anayasa Mahkemesinin Yaklaşımı

Anayasa Mahkemesi son yıllarda verdiği bireysel başvuru kararlarında, yalnızca davanın uzun sürmesini değil, uzun yargılama nedeniyle ortaya çıkan ekonomik değer kaybını da mülkiyet hakkı kapsamında değerlendirmektedir. (Caner Şafak Başvurusu, AYM Genel Kurulu, B. No: 2024/41763, Karar Tarihi: 08.07.2025, Alim Gerçel ve Diğerleri Başvurusu, AYM, B. No: 2023/99, Karar Tarihi: 15.01.2025, Aydan Kaytancılar ve Diğerleri, AYM, B. No: 2023/4200, Karar Tarihi: 02.10.2025, vd.)

Mahkemeye göre; Devlet yalnızca mahkemeleri kurmakla yükümlü değildir. Kurduğu yargı sisteminin makul sürede sonuç üretmesini de sağlamak zorundadır.

Uzun süren yargılama sonunda hükmedilen bedelin enflasyon karşısında ciddi şekilde erimesi, bazı olaylarda mülkiyet hakkına ölçüsüz müdahale niteliği taşıyabilmektedir.

AYM özellikle; kamulaştırma bedelleri, kamulaştırmasız el atma davaları, tazminatlar, kamu alacakları, yargı kararlarının geç icrası konularında ekonomik değer kaybını dikkate alan kararlar vermektedir.

Mahkeme, yalnızca nominal olarak para ödenmesinin her zaman gerçek zararı gidermeye yetmeyeceğini vurgulamaktadır.

Yargıtay’ın Güncel Yaklaşımı

Yargıtay’ın yerleşik yaklaşımlarına göre aşkın (munzam) zararlarının giderilmesinde somut zarar aramaktadır. Sırf enflasyon demek uzun yıllar kabul görmemiştir.

Ancak, bazı Daireler yalnızca yasal faiz ödenmiş olmasının her durumda zararı gidermeyeceğini, uygun koşullarda alacaklının enflasyondan kaynaklanan munzam zararını ayrıca talep edebileceğini belirtmiştir. (Yargıtay 6. Hukuk Dairesi E. 2024/3534, K. 2025/15, 13.01.2025)

En Büyük Sorun: Faizin Enflasyonu Karşılayamaması

Kanuni faiz oranı uzun yıllar boyunca enflasyonun oldukça altında kalmıştır.

Örneğin; bir alacak yıllık %9 veya %24 faiz şeklindeyken, aynı dönemde enflasyon % 30 – 60 – 70 seviyelerine ulaşabilmektedir.

Bu durumda alacaklı; hukuken faiz almakta, ancak fiilen satın alma gücü – enflasyon dolayısıyla , alacağının gerçek değerini alamamaktadır. Bu ise alacaklının – davacının zararına yol açmaktadır.

Bu noktada, bir kısım emsal Anayasa Mahkemesi kararları ve Yargıtay Daire kararları bulunsa da, bu yollara ulaşmak ta zaman alacaktır.

Aşkın (munzam) zarar için somut zarar arayan Yargıtay Daireleri ve Mahkemeler bu zarar bedelinin aşkın (munzam) zarar yoluyla istenmesini belirsizleştirmekte ve riskli kılmaktadır.

Kaldı ki, aşkın (munzam) zarar için ayrı bir da açılmalıdır. Bu da sürecin uzamasına yol açacaktır.

AYM bireysel başvurusu için ise bütün dava ve kanun yollarını tamamlamak, daha sonra bu yola başvurmak gerekmektedir. Neticesinde belki yeniden bir dava görülmelidir.

Tüm bu süreçler, mevcut sistemde, alacaklının – davacının zararını gidermeye doğrudan ve etkin bir yol olarak ortaya çıkmamaktadır.

Bunun İçin Çözüm Önerilerimiz;

1. Enflasyona Endeksli Faiz Sistemi

Birçok ülkede uygulanan modele benzer şekilde; para alacaklarında faiz yerine;

  • TÜFE,
  • ÜFE,

Gibi artış oranlarının uygulanması, hatta dava konusu varlık ne ise o varlık piyasasında artış oranı ne ise onun uygulanması bir çözüm olabilir.


2. Dava Değerinin ve Tahsil Anında Değerin Güncellenmesi

Uzun süren davalarda; bilirkişi raporunun düzenlendiği tarih yerine, karar tarihindeki ekonomik değer esas alınabilir. Özellikle taşınmaz davalarında bunun çeşitli örnekleri zaten bulunmaktadır. İşçi davalarında da yeni ücretler, yeni asgari ücretler kullanılabilir. Bunlara göre yeni bilirkişi raporları alınabilir. Nasıl ziynet eşyaları aynen istendiğinde, icra-tahsil aşamasında değerleme yapılıyorsa, böyle bir sistem oluşturulabilir. Benzer sistem para alacaklarına da genişletilebilir.

3. Güncelleme Yetkisi Verilmesi

Hakime; uzun süren davalarda, uzun süren icra aşamalarında, ilgili yerlere ekonomik değer kaybını dikkate alma yetkisi tanınabilir. Böylece sadece faiz hesabı yapılmayıp, gerçek ekonomik kayıp da giderilebilir.

4. Dava, İstinaf ve Temyiz Sürelerinin Kısaltılması

Bu konudaki en temel çözümlerden biri de bu olabilir. Dijitalleşme de çözüm önerilerinden olabilir.

5. Karşı Tarafın Gecikmeden Menfaat Sağlamasının Önlenmesi

Uzun süren davalar ve icra süreçleri bazen davalı veya borçlu açısından ekonomik avantaj doğurabilmektedir.

Borçlu; ödemeyi yıllarca geciktirebilmekte, parayı ticari faaliyetlerinde kullanabilmekte, dava sonunda ise çoğu zaman reel değeri azalmış bir borcu ödemektedir.

Bu durum dürüstlük kuralı ve hakkaniyet ilkesiyle bağdaşmamaktadır. Yargılamanın taraflardan biri için ekonomik kazanç aracına dönüşmesi, hukuk güvenliği ilkesini de zedelemektedir. Bu konu da düşünülmeli ve değerlendirilmelidir.

Sonuç

Uzun süren davalar ve icra süreçleri ekonomik adaletin gerçekleşmesini de güçleştirmektedir. Enflasyon karşısında alacakların reel değerini koruyacak mekanizmaların geliştirilmesi, faiz sisteminin günümüz ekonomik koşullarına uygun hâle getirilmesi ve yargılamaların makul sürede tamamlanmasını sağlayacak yapısal reformların hayata geçirilmesi önem taşımaktadır. Anayasa Mahkemesinin 3095 Sayılı Kanunda 22.07.2025 tarih, 2024/24 sayılı iptal kararı da bu konunun temel taşlarından biridir. Anayasa Mahkemesinin mülkiyet hakkını esas alan yaklaşımı gelecekte yapılacak yasal düzenlemeler için önemli bir temel oluşturmaktadır. Bu doğrultuda, hem yargılamanın hızlandırılması hem de uzun süren davalar ve icra süreçleri nedeniyle oluşan ekonomik değer kaybının etkili biçimde giderilmesi, bunun için Kanuni düzenlemelerin yapılması, hukuk devleti ilkesinin ve adalet duygusunun güçlenmesine katkı sağlayacaktır.


YAZARIN EKLEMİŞ OLDUĞU YAZILAR