Anayasa Mahkemesi’nin CMK 226 Ek Savunma Hakkına İlişkin İptal Kararının Değerlendirilmesi

18.07.2026
92

Giriş

Anayasa Mahkemesi, 26 Mart 2026 tarihli ve E.2025/18, K.2026/66 sayılı kararıyla, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (CMK) 226. maddesinin (4) numaralı fıkrasının üçüncü cümlesini Anayasa’ya aykırı bularak iptal etmiştir. Karar, ceza yargılamasında savunma hakkının kapsamıadil yargılanma ilkesi ve mahkemenin hukuki nitelendirme yetkisi bakımından son yılların en dikkat çekici anayasal denetim kararlarından biri olmuştur.

Her ne kadar iptal edilen düzenleme tek bir cümleden ibaret görünse de, kararın etkisi yalnızca ilgili hükümle sınırlı değildir. Anayasa Mahkemesi, bu kararıyla ceza yargılamasında sanığın hangi suç isnadıyla yargılandığını bilme, buna göre savunmasını hazırlama ve mahkemenin hukuki değerlendirmesine karşı görüşlerini sunabilme hakkının, adil yargılanmanın ayrılmaz bir parçası olduğunu bir kez daha ortaya koymuştur.

CMK 226 Maddesi Ne Düzenlemektedir?

14/11/2024 tarihli ve 7532 sayılı Noterlik Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un;

16. maddesiyle 5271 sayılı Kanun’un 226. maddesinin değiştirilen (4) numaralı fıkrası şöyledir:

(4) (Değişik:14/11/2024-7532/16 md.) Yukarıdaki fıkralarda yazılı bildirimler, sanığa ve varsa müdafie yapılır. Müdafii sanığa tanınan haklardan onun gibi yararlanır. Sanığın dosyada var olan son adresine bildirim yapılamaması veya bildirime rağmen duruşmaya gelmemesi halinde müdafie yapılan bildirimler yeterli kabul edilir.

şeklindedir.

CMK’nın 226. maddesi, uygulamada “ek savunma hakkı” olarak bilinen kurumu düzenlemektedir.

Ceza yargılamasında mahkeme, iddianamede gösterilen hukuki nitelendirme ile bağlı değildir. Yargılama sırasında elde edilen deliller ışığında suçun hukuki niteliğinin değişebileceği veya farklı bir kanun hükmünün uygulanabileceği sonucuna ulaşabilir.

Ancak bu yetki sınırsız değildir.

Mahkeme, sanığın hukuki durumunu etkileyebilecek yeni bir değerlendirme yapacaksa, sanığa bu değişikliği açıklamak ve buna ilişkin savunmasını hazırlama imkânı tanımak zorundadır. CMK’nın 226. maddesi de bu güvencenin kanuni dayanağını oluşturmaktadır.

Bu düzenleme sayesinde sanık, yargılama sonunda hiç beklemediği farklı bir suç vasfıyla mahkûm edilme riskiyle karşı karşıya bırakılmamaktadır.

İptal Edilen Düzenleme Ne Getiriyordu?

İptal edilen hüküm, bazı hâllerde mahkemenin ek savunma prosedürünü uygulamadan karar verebilmesine imkân tanıyordu.

Başka bir ifadeyle, kanun koyucu belirli durumlarda hukuki nitelendirme değişikliğinin ek savunma verilmesini gerektirmeyeceğini kabul etmişti.

Anayasa Mahkemesi ise bu istisnanın kapsamının yeterince açık olmadığını, uygulamada farklı yorumlara yol açabileceğini ve özellikle sanığın savunma hakkını zayıflatabilecek sonuçlar doğurabileceğini değerlendirmiştir.

Anayasa Mahkemesi Kararında Hangi İlkeleri Ön Plana Çıkardı?

Kararda öne çıkan temel anayasal ilke, adil yargılanma hakkıdır.

Anayasa Mahkemesi, savunma hakkının yalnızca duruşmada söz söyleme imkânından ibaret olmadığını; kişinin hangi fiildenhangi hukuki değerlendirmeyle ve hangi yaptırım ihtimaliyle karşı karşıya olduğunu bilmesini de içerdiğini vurgulamıştır.

Mahkemeye göre sanık;

  • kendisine yöneltilen suçlamayı açık şekilde öğrenebilmeli,
  • hukuki nitelendirme değiştiğinde bundan haberdar edilmeli,
  • yeni hukuki duruma göre delil sunabilmeli,
  • gerekirse savunmasını yeniden hazırlayabilmelidir.

Aksi hâlde kişi, yargılama sonunda daha önce savunma yapma imkânı bulamadığı bir hukuki değerlendirmeye göre mahkûm edilebilir. Bu ise adil yargılanma hakkıyla bağdaşmaz.

Ek Savunma Hakkı Neden Bu Kadar Önemlidir?

Ceza muhakemesinde iddianame yalnızca olayları değil, olaylara ilişkin hukuki değerlendirmeyi de içerir.

Ancak yargılama ilerledikçe mahkemenin olayları farklı değerlendirmesi mümkündür.

Örneğin;

Bir kişi hakkında basit yaralama suçundan dava açılmış olabilir. Yargılama sırasında ortaya çıkan yeni deliller nedeniyle mahkeme, fiilin kasten öldürmeye teşebbüs niteliğinde olduğu kanaatine varabilir.

Ya da iddianamede güveni kötüye kullanma suçu isnat edilirken, mahkeme fiilin dolandırıcılık suçunu oluşturduğu sonucuna ulaşabilir.

Benzer şekilde;

  • tehdit suçunun yağma suçuna dönüşmesi,
  • mala zarar verme suçunun genel güvenliği tehlikeye sokma suçu kapsamında değerlendirilmesi,
  • taksirli suçtan kasten işlenen suça ilişkin değerlendirme yapılması

gibi durumlar uygulamada karşılaşılabilen örneklerdir.

Bu gibi hâllerde sanığın yeni hukuki duruma ilişkin açıklama yapabilmesi, yeni deliller sunabilmesi veya farklı bir savunma stratejisi geliştirebilmesi için ek savunma hakkı büyük önem taşımaktadır.

Kararın Ceza Yargılamasına Muhtemel Etkileri

İptal kararı, ceza yargılamasında savunma hakkının daha güçlü korunmasına yönelik önemli bir anayasal mesaj niteliğindedir.

Özellikle hukuki nitelendirme değişikliklerinde mahkemelerin savunma hakkına daha fazla önem vermesi beklenmektedir.

Bu kararın;

  • hukuki nitelendirme değişikliklerinin daha dikkatli değerlendirilmesine,
  • sanığın bilgilendirilmesine ilişkin usullerin daha titiz uygulanmasına,
  • savunma hakkının şeklen değil, fiilen kullanılmasına yönelik yaklaşımın güçlenmesine

katkı sağlayacağı değerlendirilmektedir.

Bunun yanında, kanun koyucunun yeni düzenleme yaparken Anayasa Mahkemesinin ortaya koyduğu ölçütleri dikkate alması gerekecektir.

Kararın Hukuk Devleti İlkesi Bakımından Önemi

Karar yalnızca ek savunma hakkına ilişkin değildir.

Aynı zamanda hukuk devletinin temel unsurları olan;

  • hukuki güvenlik,
  • öngörülebilirlik,
  • silahların eşitliği,
  • çelişmeli yargılama,
  • savunma hakkının etkin kullanılması

ilkelerinin de ceza muhakemesindeki önemini ortaya koymaktadır.

Modern ceza muhakemesinde amaç yalnızca maddi gerçeğe ulaşmak değildir. Bu sonuca ulaşılırken bireyin temel haklarının korunması da en az maddi gerçeğin ortaya çıkarılması kadar önem taşımaktadır.

Anayasa Mahkemesi’nin bu kararı da, usul kurallarının yalnızca teknik hükümler olmadığını; temel hak ve özgürlüklerin korunmasını sağlayan anayasal güvenceler olduğunu göstermektedir.

Sonuç

Anayasa Mahkemesi’nin E.2025/18, K.2026/66 sayılı kararı, CMK’nın 226. maddesinde yer alan ek savunma hakkına ilişkin önemli bir anayasal denetim kararıdır. Mahkeme, hukuki nitelendirme değişikliklerinde sanığın etkili savunma yapabilmesini sağlayan güvencelerin zayıflatılmasının Anayasa ile bağdaşmadığı sonucuna ulaşmıştır.

Kararın en önemli yönü, savunma hakkının yalnızca şekli bir usul kuralı olarak değil, adil yargılanma hakkının temel unsurlarından biri olarak değerlendirilmesidir. Bu yaklaşım, ceza yargılamasında sanığın yargılamanın her aşamasında kendisine yöneltilen suçlamaları açık biçimde bilmesi ve bunlara karşı etkin şekilde savunma yapabilmesi gerektiğini bir kez daha ortaya koymaktadır.

Önümüzdeki dönemde yapılacak yasal düzenlemenin, Anayasa Mahkemesi’nin ortaya koyduğu ilkeler doğrultusunda ek savunma hakkını daha açık, öngörülebilir ve güçlü güvencelerle düzenlemesi beklenmektedir. Bu yönüyle karar, yalnızca belirli bir kanun hükmünün iptali değil; ceza muhakemesinde adil yargılanma güvencelerinin geliştirilmesine yönelik önemli bir anayasal içtihat niteliği taşımaktadır.

YAZARIN EKLEMİŞ OLDUĞU YAZILAR