İlamlı İcra Takibinin Özellikleri

Türk icra hukukunun en temel ve yetkin kurumlarından biri olan ilamlı icra takibi, yargılama makamları tarafından verilen kararların yahut kanunun doğrudan bu gücü tanıdığı belgelerin devlet gücü marifetiyle zorla yerine getirilmesini sağlayan bir cebri icra mekanizmasıdır. Hak arama hürriyetinin ve adil yargılanma hakkının tecellisi olan mahkeme kararlarının kağıt üzerinde kalmaması, hukuki dinlenilme hakkının nihai amaca ulaşması açısından hayati bir öneme sahiptir. İlamlı icra, alacaklının hakkının varlığını halihazırda bir yargılama süreci neticesinde ispatladığı veya ikrar ettirdiği esasına dayandığı için, genel icra takibinden (ilamsız icradan) nitelik, usul ve hukuki sonuçlar bakımından köklü farklılıklar gösterir.
İlamlı icra takibinin en belirgin özelliklerinden biri, takibe dayanak teşkil eden belgenin taşıdığı yüksek hukuki emniyet ve ispat gücüdür. 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu uyarınca ilamlı icra takibi yapabilmek için kural olarak bir mahkeme ilamına veya kanunen ilam niteliğinde sayılan belgelere ihtiyaç duyulur. Mahkeme huzurunda yapılan sulhler, kabuller, icra dairesindeki kefaletler ve re’sen tanzim edilen ipotek akit tablosu gibi İcra ve İflas Kanunu’nun 38. maddesinde tahdidi olarak sayılan belgeler ilam niteliğindedir. Bu durum, alacağın varlığı hususunda usulü anlamda bir kesinlik veya karine oluşturduğundan, ilamlı icra takibinde borçlunun ilamsız icradaki gibi basit bir itiraz dilekçesiyle takibi kendiliğinden durdurması mümkün kılınmamıştır.
Yetki bakımından ilamlı icra, alacaklıya çok geniş bir serbesti tanımaktadır. İcra ve İflas Kanunu’nun 34. maddesi gereğince ilamların infazı için Türkiye’nin her yerindeki icra dairesine başvurulabilir. Genel icra takibindeki borçlunun yerleşim yeri veya sözleşmenin ifa yeri gibi yetki kuralları ilamlı icrada uygulanmaz; dolayısıyla borçlunun yetki itirazında bulunma hakkı kural olarak yok sayılmıştır. Takibin başlatılmasıyla birlikte icra müdürü borçluya ödeme emri değil, bir “icra emri” gönderir. İcra emrinde borçluya borcunu ödemesi veya ilamın gereğini yerine getirmesi için yetmiş iki saatten başlayarak ilamın niteliğine göre değişen süreler tanınır. Borçlu, kendisine icra emri tebliğ edildikten sonra takibe itiraz ederek takibi durduramaz. Borcun ödendiği, itfa veya imhal edildiği iddiasında olan borçlu, ancak İcra ve İflas Kanunu’nun 33. maddesi uyarınca yetkili icra mahkemesinden “icranın geri bırakılması” talebinde bulunabilir. Bu talep ise ancak noterden veya yetkili makamlardan alınmış resmi belgelerle ispatlanmak zorundadır.
İlamlı icra takibinin bir diğer mühim hukuki boyutu ise tehir-i icra (icranın geri bırakılması) müessesesidir. Hukuk Muhakemeleri Kanunu uyarınca, kural olarak eda ilamlarının icra olunabilmesi için kesinleşmiş olmaları şart değildir; karar verildikten sonra henüz kanun yoluna başvurulmuş olsa dahi ilamlı icra takibine konu edilebilirler. Ancak gayrimenkulün aynına, aile ve şahsın hukukuna ilişkin ilamlar gibi kanunda istisna tutulan hallerde kesinleşme şartı aranır. Kesinleşme şartı aranmayan ilamlar bakımından borçlunun takibi durdurabilmesi, ancak üst mahkemeye başvurarak icra dairesine teminat yatırması ve bölge adliye mahkemesinden veya Yargıtay’dan “icranın durdurulması” kararı getirmesiyle mümkündür.
İlamlı icrada zamanaşımı usulü de genel esaslardan farklılık arz eder. Borçlar Kanunu ve İcra ve İflas Kanunu’nun 39. maddesi gereğince, ilama bağlanan her türlü alacak, ilamın kesinleşmesinden itibaren on yıllık zamanaşımı süresine tabidir. Yargıtay içtihatlarında da vurgulandığı üzere, dayanak ilamın niteliği ne olursa olsun (sözleşme, haksız fiil veya sebepsiz zenginleşme), mahkeme kararına bağlandığı andan itibaren alacak nitelik değiştirir ve ten yıllık özel zamanaşımı rejimine tabi olur.
Kanuni dayanaklarını temel olarak 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun 24 ilâ 41. maddeleri arasından, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun icraya ilişkin hükümlerinden ve Türk Borçlar Kanunu’ndan alan ilamlı icra takibi; kamu düzenini koruma, mahkeme kararlarının saygınlığını sağlama ve alacaklının hakkına en hızlı ve emniyetli yoldan kavuşmasını temin etme işlevini görür. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu kararlarında da sıkça altı çizildiği üzere, ilamlı icra usulü, yargılama safhasında elde edilen hukuki korumanın fiili aleme aktarılmasını sağlayan devlete ait cebir kullanma yetkisinin en somut tezahürüdür.
Sonuç olarak, ilamlı icra takibi, Türk cebri icra hukukunda alacaklıya en yüksek seviyede hukuki güvence sağlayan, borçlunun itiraz imkanlarını son derece daraltan ve yargı erkinin tesis ettiği hakkı fiili gerçekliğe dönüştüren usuli bir kurumdur. İlam niteliğindeki belgelere dayanması, Türkiye genelinde yetki serbestisi sunması, itirazın takibi kendiliğinden durdurmaması ve icranın geri bırakılması usulünün katı kurallara bağlanmış olması, bu takip türünü ilamsız icradan ayıran ve ona müstesna bir hukuki nitelik kazandıran başlıca unsurlardır.

